TURAN DERGİSİ

Altaylardan Tunaya

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Yeni Çağın Eşiğinden “Avrasya’nın Kalbi”ne Bakmak

E-posta Yazdır PDF

Yeni Çağın Eşiğinden “Avrasya’nın Kalbi”ne Bakmak

Mehmet Akif OKUR

Yirmi yıl önce Türk cumhuriyetlerine bağımsızlıklarını kazandıran dönüşümler, yeni dünya düzeninin habercisi kabul ediliyordu. Bugün ise, Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle başlayan sürecin artık geçmişte kaldığını düşünmemize yetecek kuvvette bir dinamikler demeti, yeni çağa hazırlanmamız gerektiği ihtarında bulunuyor. Dikkate alınması gereken bu uyarı, bir bilinmezlikler yumağı da bırakıyor önümüze. Soru işaretlerinden Türkistan'ın hissesine düşenlere baktığımızda, ufukta beliren değişim dalgasının bölgeyi sürükleyeceği limanlarla ilgili olanlar hemen göze çarpıyor. Acaba Orta Asya'yı nasıl bir gelecek bekliyor? Bu coğrafyada biriken toplumsal enerji, bütünleşme doğrultusundaki adımları hızlandırabilecek mi? Yoksa, etrafını çeviren rekabet üçgeninin ivme kazandıracağı Balkanlaşma eğilimleri mi bölgenin kaderini çizecek?

Listesini uzatabileceğimiz ihtimaller zincirinin hangi ucundan tutarsak tutalım, yolumuz "jeopolitik" başlığı altında inşa edilmiş bir düşünce prizmasına çıkıyor. Üzerine akseden coğrafyaları, aktörleri, fikirleri vb. yeniden biçimlendiren bu prizmanın gösterdiği maharet, yansıttığı temsillerin çoğu zaman hakikatin kendisine tercih edilmesine sebep oluyor. Söz konusu kolaycılığın doğurduğu vahim sonuçlara sahnelik eden coğrafyalardan biri de maalesef Orta Asya.

Devamını oku...
 

Orta Asya’da 20 Yıllık Bağımsızlıklar ve İslâm’a Baskılar

E-posta Yazdır PDF

Orta Asya’da 20 Yıllık Bağımsızlıklar ve İslâm’a Baskılar

Dr. Hayati Bice

22 Ağustos 2011 Pazartesi 14:10

Bugün (22 Ağustos 2011) Azerbaycan’ın 1992 yılında işbaşına gelen ilk Cumhurbaşkanı Ebulfeyz Elçibey’in ölümünün 11. yıldönümü…

Her yıl Ramazan ayında açılan ve bu yıl 30. yılını kutlayan (Dini Yayınlar) Kitap Fuarı’nda Craig Murray imzalı “Semerkant’ta Ölüm” kitabını alıp okurken Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra 1991 yılında bağımsızlıklarına kavuşan Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıkla geçen 20 yılı hakkında bir değerlendirme yapmak istedim. İngiltere Büyükelçisi olarak Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te 2002-2003 yıllarında görev yapan Craig Murray’ın büyükelçilik döneminde yaşadıklarını kaleme aldığı anılarını okurken kapıldığım tarifi imkânsız duygular bu değerlendirmemin olumlu bir tablo yansıtmasına izin vermiyor. [1] 

1991 yılı Ağustos ayının son gününden itibaren bir ay içerisinde ardı ardına bağımsızlıklarını ilan eski Sovyet cumhuriyetlerinin bayraklarının yükselmesi hepimizi ne kadar da heyecanlandırmıştı. Aradan geçen tam 20 yıllık süreye baktığımızda o günlerin heyecanından eser kalmadığı gibi ilişkin umutları korumak da o kadar kolay görünmüyor. Bugün Azerbaycan ve Türkmenistan’da Sovyet sisteminin İlham Aliyev gibi ikinci kuşak elitleri yetki sahibi iken Kazakistan, Özbekistan ve Tacikistan’da hâlâ yerel komünist partilerin başkanlığından Devlet Başkanlığı titrine kavuşan isimler görevlerini sürdürüyor. Kırgızistan’da ise sürecin başında demokratik şekilde işbaşına gelen Askar Akayev’in devrilmesinden sonra ortaya çıkan karışıklıklar birkaç yönetimi eskitti. 

“Semerkant’ta Ölüm” kitabından okuduklarımla gönlüm bunalmış ve zihnim de Özbekistan’daki yaşanmış elîm olayların etkisi altında allak bullak olmuşken birbiri ardına gelen üç haber Sovyetlerin dağılması ile ortaya çıkan ülkelerdeki İslami gelişmelere sekte vurmayı hedefleyen yasaklamaları haber veriyordu.

Devamını oku...
 

Babadağ İle İlgili Notlar

E-posta Yazdır PDF

Babadağ İle İlgili Notlar

Aydın AYHAN

Babadağ, Rumeli serhaddının en önemli kalelerinden birisiydi. İsmini, Rumeli Türklerinin piri “Sarı Saltık Baba Sultan”dan almıştır. (Sarı Saltık Gazi ile ilgili bir makalemiz bu yazının sonunda eklidir.)

Silistre Eyaleti’ne bağlı idi. Daha sonra ayni idari düzenleme içinde Tulca Livası’na bağlandı. Halkının büyük çoğunluğu Tatar kabilelerinden (Kabail-i Tataran) meydana gelmişti. Sonraları Ruslara ve onların güdümündeki Hıristiyan nüfusa karşı buralardaki İslam nüfusu arttırma düşüncesiyle Kafkasya Muhaciri Çerkezler ve Arnavutlar da yerleştirilmişti.

Rus baskıları karşısında Lehistan’dan, Kuban, Kırım ve Soğucak’tan kaçıp Devlet-i Âlî Osman’a sığınan “Ağnat Kazakları ve Potka Kazakları” da bazı mahallere iskân edildiler.

Ordu merkezi olmasından dolayı, Orduyu Hümayûn’un “Lehistan Seferi” ve “Moskof Canibi Seferi” Babadağ’dan başlardı.

Devamını oku...
 

2. Meşrutiyet Döneminde Beş Yıllık Programlar

E-posta Yazdır PDF

2. Meşrutiyet Döneminde  Beş Yıllık Programlar
Ve
1916 Yılındaki Balıkesir Beş Yıllık Sıhhiye Programı

Aydın Ayhan

“Fünf jaehrige Entwicklungsprogramme der 2.Konstitustion Aere des Osmanischen Reiches und das fünf jaehrige Saenitaerprogram der Stadt Balıkesir. Imfungstaetigkeiten gegen die Epidemien waren auch sehr wichtig. Für die Erziehung der Impfungsbeamten waren in İstanbul eine besondere Schule geöffnet worden. Auch für die Einschreibungen der Schüler waren einen “Impfungsschein” verlangt worden. ”

Kurtuluş Savaşından hemen sonra; Atatürk’ün ortaya attığı; “Vatan kurtuldu. Şimdi iktisadî esaretten kurtulma vaktidir. Çağdaş medeniyetlerin üstüne çıkmalıdır. Şimdi de yöneticiler, siyasiler ve halk bunun savaşını vermelidir.” düşüncesi büyük yankı bulunca “Nasıl yapmalı?" sorusuna cevap arayışları başladı.

1. İzmir İktisat Kongresi (17 Şubat-04 Mart 1923) ardından hazırlanan, 1. Sanayi Planı 1933 de uygulamaya konuldu. 2. Sanayi Planı ise 2. Dünya Savaşının çalkantıları arasında pek uygulanamadı.

Devamını oku...
 

İZAHLI OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ

E-posta Yazdır PDF

İZAHLI OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ

İsmail Hami Danişmend'in İZAHLI OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ altı cilt halinde Doğu Kütüphanesi tarafından yayınlandı.

 

 

JEO-POLİTİK BİR TEZ OLARAK “AVRASYACILIĞA” TENKİDÎ BİR YAKLAŞIM

E-posta Yazdır PDF

PhD (Dr.) Erol Cihangir

Uluslararası emperyalizmin dünya hükümranlığını öngören özellikle Doğuya yönelik başlatmış olduğu seferberlik, I. Dünya paylaşım savaşı sonunda klâsik imparatorlukların tasfiyesiyle sonuçlanmış, mücadele savaş sonunda bu defa da amip gibi bölünen ulus devletler üzerinden devam ettirilmiştir. Bu arada bir hesap hatası –mı demek gerekir- sonucu bu mücadele Sovyet-Rus devrimiyle (1917) bir müddet (1990’a kadar) ertelenmek zorunda kalmıştır. Tarihî bir vakanın oluşumu için çokta fazla bir süre sayılmayacak olan 70 yıllık Sovyet dönemi, dünya tarihi içinde adına “soğuk savaş” denilen son derece göreceli “çift kutuplu” dünya, bir  “denge politikasıyla” kısmî bir soluklanma dönemi yaratmıştır.

Ne var ki göreceli bu barış dönemi, gerçekte barış dönemi olmamış, sözde “millî bağımsızlık savaşları” adı altında orta Afrika’dan, Güney Asya’ya, Ortadoğu’dan, Güney Amerika’ya kadar kimi zaman ulusal sınır savaşlarıyla, kimi zaman bu ülkelerde karşıt güç odakları yaratılarak, değişik yoğunlukta iç çatışmalarla genel emperyalist saldırılar sürekli canlı tutulmuştur. Kaldı ki, bu savaşın mimarlarının bizzat kendileri olan Avrupa’daki barış süreci bile, 2. Dünya Savaşı hatırlandığında toplam yetmiş yılı bulmamıştır. Bu anlamda “çift kutuplu dünya” konjoktüre bağlı, geçici “barış ortamı” bile, oldukça ağır hasarlı bir süredir.[1]

Devamını oku...
 

Rus Kültüründe Turan Unsuru Üzerine

E-posta Yazdır PDF

N.S. Trubetskoy
Tercüme: Arif Hacaloğlu

Doğu Slav kabileleri başlangıçta günümüz Rusya'sının muazzam topraklarının önemsiz bir kısmını işgal etmekteydiler. Slavlar ilk dönemlerde bu toprakların küçücük bir kısmında -Baltık denizi ile Karadeniz'i birleştiren nehir havzalarında-meskun olmuşlardı. Günümüz Rusya topraklarının daha geniş olan tüm öteki kısımları ise genel olarak "Turan" veya "Ural-Altay" halkları olarak bilinen boylarla meskundu. Sözkonusu Turan boyları, bu geniş coğrafî bölgenin tarihinde (başlangıç dönelerde) Doğu Slav-Rus kabilelerine kıyasla daha etkin rol oynamışlardır. Hatta Moğol fethinden önceki dönemde bile sadece Avrupa Rusyası sınırları içindeki Turan devletleri (İdil Bulgarları ve Hazar Devletleri) Varyag-Rus devletine göre daha önemliydiler.

Günümüz Rusya topraklarının tek devlet egemenliği altında birleştirilmesi bile ilk defa Rus Slavları tarafından değil, Turanlılar, Moğollar tarafından gerçekleştirilebilmiştir. Rusların Doğuya doğru yayılmaları birçok Turan boylarının Ruslaştırılması ile bağlantılı olmuştur; Ruslarla Turanlıların iç içe yaşamaları olgusu, Rus tarihi boyunca kırmızı bir hat olarak geçmektedir. Doğu Slavlarının Turanlılara uyum sağlaması Rus tarihinin ana olgusu ise; damarlarında şöyle veya böyle Turan kanı akmayan Velikorus bulunabilmesi zor bir iş ise; ve aynı Turan kanı büyük oranla (eski Bozkır göçebelerinden gelerek) Malorosların (Ukraynalıların-Terc.) da damarlarında akıyor ise; açıkça görülüyor ki biz Ruslar, kendimizi milli açıdan idrak edebilmek için bizde varolan Turan unsurunu dikkate almalı, Turanlı kardeşlerimizi incelemeliyiz. Ama şimdiye kadar bununla çok az ilgilenmişiz: Bu Turan unsuru konusunda (hatta bazen bundan utanılmış gibi) susmuş, hep Slav kökenlerimizi öne çıkarmaya eğilimli olmuşuz. Bu hurafeye son verme zamanı gelmiştir. Tüm diğer hurafeler gibi, bu da doğru bir kavramaya engel oluşturmuştur; doğru kavrayış ise insanın görevi olmaktan öte her bir şahsın ve de (kendi türünde bir şahıs olarak telakki edilen) milletin akıllıca var olabilmesinin ön şartıdır.

Turan veya Ural-Altay halkları adı altında aşağıdaki beş soydan gelen halklar kasdedilmektedir.

Devamını oku...
 

Batı Şuurunda Hun Tasavvuru: Tasvirler, Temsiller ve Medeniyet

E-posta Yazdır PDF

László Marácz
Tercüme: Kadir Yılmaz

Özet 

Bu çalışmamızda, Batı şuurunun Hunlara neden yalnızca olumsuz tasvirler ve temsiller isnat ettiğini inceleyeceğiz. Çalışmamız üç kısımdan oluşmaktadır. İlk olarak, Hunlar hakkındaki Batı tasvir ve temsillerini sıralayacağız. Şahit olacağımız üzere, Batı şuurunda, Hunlar hakkında yalnızca olumsuz değerler yüklenmiş tasvirler ve temsiller bulunmaktadır. Batı önyargısı, büyük ölçüde Macar Kronikleri’nin (Hungarian Chronicles) ilmî araştırmalarından beslenmiştir. 19. yüzyıl Macar karşıtı Alman ekolünün etkisinin yüzünden, ilk Macar tarih kitapları ‘faydasız’ olarak nitelendirilmiştir.

Çalışmamızın kalan kısımlarında ise, Hunların Batılı temsillerinin neden ziyadesiyle olumsuz olduğu sorusuna bir cevap bulmaya çalışacağız. Bu sorunun cevabı, Avrasya eksenli Batı jeopolitik gelenekleriyle yakından ilgilidir. Bu tarz Batılı jeopolitik teorilerini, ilk olarak bilinçli bir şekilde Halford John Mackinder 1904 yılında kaleme almış olduğu ‘Tarihin Coğrafî Kalbi’[1] adlı makalesinde ifade etmiştir. Mackinder’in sisteminde Doğu Avrupa ve Orta Asya hayatî bir önem arz eder. Bu yerler tam olarak, göçebeler olarak adlandırılan grupların tarihin akışı içerisinde ortaya çıkıp idareleri altında tuttukları bölgelerdir. Mackinder’in sistemi, Hunların akınlarını anlamakta oldukça faydalı bilgiler sunmaktadır. Atilla’nın en büyük gayesi olan bir dünya gücü olabilmek için verdiği uğraş da, Mackinder’in çalışmasında yetkin bir şekilde çözümlenmiştir.[2] Bu yüzden, Atilla’nın dünya sahnesinde gün yüzüne çıkışından bugüne kadar neden Batılı tarih kitaplarında dünyanın en kötü barbarı ve Batının düşmanı olarak temsil edildiğini anlayabilmekteyiz. En dikkat çekici olan ise, ilk Macar tarih kitapları olan ortaçağ Macar Kronikleri, Macarları Hunların ve Macar kraliyet ailesi Árpádları Attila’nın soyundan göstermekteydiler; Macarlar Avrupa’nın kalbinde güçlü bir krallık kurduktan sonra kaleme alınmaya başlayan kroniklerde ise, şu an Batı siyasî sistemine bütünüyle eklemlenme çabasının ne boyutta olduğu açıkça gözlenebilir.

Devamını oku...
 


Sayfa 3 - 7


Kimler Sitede

Şu anda 37 ziyaretçi çevrimiçi