TURAN DERGİSİ

Altaylardan Tunaya

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Anasayfa Jeopolitik
JEOPOLİTİK

JEO-POLİTİK BİR TEZ OLARAK “AVRASYACILIĞA” TENKİDÎ BİR YAKLAŞIM

E-posta Yazdır PDF

PhD (Dr.) Erol Cihangir

Uluslararası emperyalizmin dünya hükümranlığını öngören özellikle Doğuya yönelik başlatmış olduğu seferberlik, I. Dünya paylaşım savaşı sonunda klâsik imparatorlukların tasfiyesiyle sonuçlanmış, mücadele savaş sonunda bu defa da amip gibi bölünen ulus devletler üzerinden devam ettirilmiştir. Bu arada bir hesap hatası –mı demek gerekir- sonucu bu mücadele Sovyet-Rus devrimiyle (1917) bir müddet (1990’a kadar) ertelenmek zorunda kalmıştır. Tarihî bir vakanın oluşumu için çokta fazla bir süre sayılmayacak olan 70 yıllık Sovyet dönemi, dünya tarihi içinde adına “soğuk savaş” denilen son derece göreceli “çift kutuplu” dünya, bir  “denge politikasıyla” kısmî bir soluklanma dönemi yaratmıştır.

Ne var ki göreceli bu barış dönemi, gerçekte barış dönemi olmamış, sözde “millî bağımsızlık savaşları” adı altında orta Afrika’dan, Güney Asya’ya, Ortadoğu’dan, Güney Amerika’ya kadar kimi zaman ulusal sınır savaşlarıyla, kimi zaman bu ülkelerde karşıt güç odakları yaratılarak, değişik yoğunlukta iç çatışmalarla genel emperyalist saldırılar sürekli canlı tutulmuştur. Kaldı ki, bu savaşın mimarlarının bizzat kendileri olan Avrupa’daki barış süreci bile, 2. Dünya Savaşı hatırlandığında toplam yetmiş yılı bulmamıştır. Bu anlamda “çift kutuplu dünya” konjoktüre bağlı, geçici “barış ortamı” bile, oldukça ağır hasarlı bir süredir.[1]

Devamını oku...
 

Olduvai, Kopenhag ve Küresel Faşizm

E-posta Yazdır PDF


Tarihçi yazar Ugo Bardi, Roma’nın yıkılışını
net enerji prensipleriyle açıklamaya çalışıyor(1). İddiasını kanıtlarken Joseph Tainter’a(2,3) atıfta bulunuyor.  İddianın özü kişi başına düşen kullanıma hazır enerji miktarındaki azalma ile ilgili.


Toplumumuzun karmaşıklığını, üretim araçlarının çeşitliliği ve üretkenliğini var eden, sanayi ve şehir olgularını ayakta tutan şey enerji. İnsanlar fotosentez yapamadığına göre bu enerji “dışarıdan” bir yerden gelmek zorunda. Bu kaynak, uzun süre fotosentez yapmış canlıların depoladığı enerjinin yoğunlaşmış hali olan fosil yakıtlar. Kullanıma sunulan paranın nüfusa oranı refahı belirlediği gibi, kullanıma sunulan enerjinin nüfusa oranı da paranın iş yapabilme gücünü, yani bütün doğal kaynakları işleme ve değer üretebilme gücünü belirliyor.

Bu kavram Olduvai Teorisi’nde işleniyor(4). Teoriye göre yıllık enerji kullanım miktarının dünya nüfusuna oranı, sanayi medeniyetinin sağlam, test edilebilir bir profilini çıkarıyor. Bunun nedeni Sanayi medeniyetini besleyen enerji esasen toprağı kazarak çıkardığımız madenlerden geldiğine göre, petrol-kömür-doğalgaz üçlüsünün çıkarılma ve tüketilme grafikleri, karmaşık modern ekonomimizin ve toplum düzeninin ömrünü tahmin etmemizi sağlayabilir. Bilimsel ve doğruluğu kesin olan verileri kullanarak ciddi ama bir o kadar da basit bir analiz sonucunda bu sürenin 100-150 yıl olduğunu tahmin edebiliyoruz. Bu da bize 21.yy ortalarına doğru karasaban, kerpiç ev, odun sobası medeniyetine kesin dönüş yapacağımızı gösteriyor. Azalan net enerji, medeniyeti ayakta tutan sanayi, ticaret ve tarım faaliyetlerinin aksamasına, dolayısıyla toplumları ve devletleri bir arada tutan dokunun zarar görmesine neden olur. Hepimizin bildiği gibi toplum içi ilişkiler yeterince bozulduğunda iç savaş, diplomasi bozulduğunda da savaş çıkar. Bu noktada sorulması gereken soru, üç asır öncesinin ilkel medeniyetine barışçıl yoldan mı, savaşarak mı döneceğimizdir. Aşağıdaki grafikte kişi başına enerji kullanımı oranının zirveyi çoktan geride bıraktığı açık olarak gözlenebiliyor.

Devamını oku...
 

TÜRK DÜNYASI’NIN JEOPOLİTİK ÖNEMİ

E-posta Yazdır PDF


TÜRK DÜNYASI’NIN JEOPOLİTİK ÖNEMİ
VE
BAŞLICA PROBLEMLERİ

Prof. Dr. Ramazan ÖZEY [1]

A. Türk Dünyası’nın Jeopolitik Önemi

1. Dünya Hakimiyet Teorileri ve Türk Dünyası

Yeryüzünün çok yönlü araştırılması demek olan jeopolitik, aynı zamanda Siyasi Coğrafya ile büyük ölçüde benzerlik gösterir. Zaten jeopolitiğin kurucusu sayılan Profesör Friedrich Ratzel (1844 - 1904), Münih ve Leipzig üniversitelerinde Siyasi Coğrafya hocalığı yapmış bir Alman bilim adamıdır. Ratzel diyor ki; “Devlet, bir hücreden meydana gelen bir organizmadır. Devlet, gelişme ve yayılmayı arzu eder. Devletin yayılmacı politikası, ilkel ve küçük devletleri dışarıdan istilâ yoluyla mümkün olur.”

Hatta Ratzel, daha da ileri giderek; “Bu küçük gezegende, sadece bir büyük devlet için gerekli yer mevcuttur.” diyerek, yayılmacı ve sömürgecilik ruhunu açıkça ortaya koymuştur. Bu görüş, öncelikle Almanya’da benimsenmiş ve daha sonra bütün Avrupa ülkelerinde kabul görmüştür. Sömürgecilik ruhunun doruk noktasına ulaştığı o günün Avrupası, Birinci Cihan Harbini yaşamıştır. Sonuçta, sanayi inkılabını da gerçekleştiren Avrupa’nın dünya hakimiyetine soyunduğunu görüyoruz.

Ratzel’in fikirleri, kendisinden sonra gelenleri büyük ölçüde etkilemiş ve çeşitli jeopolitik görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bunların başında Münih Üniversitesinde Siyasi Coğrafya ve Askeri Tarih dersleri okutan Karl Haushofer (1869 - 1946) gelir. 1924'de “Zeitscrift Für Geopolitik” dergisini çıkaran Haushofer; Devletin konum alanını, en önemli güç unsuru olarak görür. Görüşleri 2. Dünya savaşında, Hitler’in politikasında etkili olmuştur.  

Devamını oku...
 

Türk Tarihinin ve Geleceğinin Jeopolitik Çerçevesi

E-posta Yazdır PDF


Türk Tarihinin ve Geleceğinin
Jeopolitik Çerçevesi* 

Türkiye son oniki yılını yoğun bir bunalım süreci içinde geçirmiştir ve bu bunalım hâlen sona ermiş değildir. Bunalım, çok boyutlu ve yaşamın bütün alanlarını kapsayıcı bir niteliğe sahiptir. Türkiye, politik, ekonomik, sosyal, ahlâkî, kültürel, etnik ve askerî boyutları içeren bir krizden geçmektedir. Yaşanan kriz, devleti ve toplumsal yapıyı sarsmış, değerler sisteminde yıpranmalara neden olmuştur.

Krizin yarattığı en büyük tahribat, Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşlarının beyinlerinde ve yüreklerinde meydana gelen tahribattır. İnsanımız, ülkesine, devletine, geleceğine ve kendisine olan güvenini yitirmektedir. Mevcut siyasal elit, genel yaklaşımı ile Türkiye’nin sorunlarını kendi yetenekleri ile aşmaya muktedir bir ülke olmadığı düşünce ve inancını savunmaktadır. Genel bir kötümserlik havası Türkiye’nin üzerini kaplamıştır.

Oysa, Türkiye’nin dar bir tarihsel perspektife sıkışmayıp, geniş bir tarihsel açıdan bakınca, gelecek için umutsuz olmaya, öz güvenini yitirmeye, küçük beklentilerin ve hedeflerin peşinde koşmaya hakkı yoktur.

Türk tarihi ve Türk tarihinin sahip olduğu jeopolitik, bu jeopolitik üzerinde oluşturulan Türk uygarlığı, her türlü kötümserliğin yanlış, haksız ve temelsiz olduğunu ortaya koymaktadır. Türk ulusu ile ilgili her türlü analizde akıllarda tutulması gereken temel husus, Türk ulusunun tarihin en kıdemli uluslarının başında geldiğidir. Bugün dünya milletler ailesinin birçok önemli mensubu, tarihin değil sujesi, objesi bile değilken, Türkler tarihin en dinamik unsurlarından, yön vericilerinden birisi olarak tarih sahnesindedirler.

Devamını oku...