TURAN DERGİSİ

Altaylardan Tunaya

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Anasayfa Turan Dergisi TURAN DERGİSİ TURAN Dergisi 15. Sayı - İçindekiler

TURAN Dergisi 15. Sayı - İçindekiler

E-posta Yazdır PDF

Aile ve Kadın Üzerine Bir Değerlendirme

Dr. Mehmet Özay

Günümüzde, genel olarak dünya toplumlarında, özel olarak Müslüman-Türk toplumunda tecrübe edilmekte olan aile yapısındaki dejenerasyon, bir anlamda din kurumu ile aile kurumu arasındaki irtibatsızlığa referans yapmaktadır. Bununla birlikte, gerek Müslüman-Türk toplumu gerekse modernleşme sürecinde azımsanmayacak bir “mesafe katetmiş” diğer müslüman toplumlarda aile yapısındaki kırılganlık ve deformasyon, modern kalkınma süreçlerine eşlik eden sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır. Modernleşme ve Batılılaşma tecrübelerimiz kırmızı çizgilerimizin ne denli solgunlaştığını ortaya koyarken, bugün aile sorunları ile yüzyüze kaldığımızda gücümüzün kırıldığını hissediyoruz.

Anahtar Kelimeler: Aile, Modernleşme, Kadın

Zaferler Devrinde Ordu-yu Hümayûn'un Rumeli’de Sefere Çıkışı

Aydın Ayhan

Türklerin, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının meydana getirdiği büyük kara parçasının en stratejik yerde, bütün bu coğrafyayı kontrolü altında tutabilecek bir konumda devlet kurmuş olması, bütün dünya ile ilişkili olmalarını sağlamıştır. Bu ilişki düşmanca olduğu durumlarda savaşlar da kaçınılmaz olmuştur. Bir imparatorluk devleti olarak sefere çıkma kararından, askerin hazırlık safhasına, haberleşmeden, finans kaynaklarına ve lojistik desteğe kadar olağanüstü bir çabayı gerektiren büyük sefer hazırlıkları büyük Devlet olmanın gereklerinden biridir. Zamanın teknik ve bilgi birikimine sahip olmak kadar, “dünya devleti” olma yolundaki çabalar, aynı zamanda, dünya siyaset ve jeopolitiğinin de farkında olmak demekti. Osmanlı devletinin gücü, bütün bunları bir arada değerlendirdiği zamanlarda bir anlam kazanmış ve “dünya devleti” olmuştur.

Anahtar kelimeler: Sefer-i Hümayun, Rumeli, Dünya Devleti



Türklerde Kartal ve Çift Başlı Kartal Motifi

Dr. Hilmi Özden

Tarih boyunca “Kartal” ve “çift başlı Kartal”  motifi değişik milletler tarafından güç ve kudretin sembolü olarak kullanılmıştır. Bu sembolü kullanan milletlerden biri de Türklerdir. Doğu’dan, Batı’ya güç ve kudretin, hakimiyetin sembolü olarak kullanılan “Kartal” veya “çift başlı Kartal” Türklerde güç ve hakimiyetin yanında kozmolojik bir dünyayı da ifade eder. Sibirya’da Yakut ve Tuva Türklerinde en eski en orjinal yorumlarına rastlanan “Kartal” motifinin tarihi seyir içinde geçirdiği değişimler ve bunun sanat eserlerindeki yansımalarıyla, başka milletlere geçişi bu Türklerin dünya hakimiyet ideal ve ideolojisiyle yakından ilgilidir.

Anahtar Kelimeler: Kartal, Güç sembolü, Promete


Azerbaycan’da Siyasî İslâm Üzerine Sosyololojik Bir Tahlil

S.A. Muharremov

Makalede, Azerbaycan’da “Siyasi İslam” alanında durum araştırılıyor. Bu araştırma, Azerbaycan’ın değişik bölgelerinde yapılmış Kamuoyu Araştırma sonuçlarının tahlili esas alınarak yazılmıştır. Makalede, din adamlarının ülkenin politik hayatındakı yerini belirlemek, din ve toplum ilişkilerini araştırmak, dini konularda dış etkenlerin gücünü belirlemek amacıyla katılımcıların verdikleri cevaplarının tahlil ve tahlil sonuçları değerlendirilmektedir.

Anahtar kelimeler: Din, “Siyasi İslam”, Kamuoyu

Çağdaş Türk ve Azerbaycan Dillerinde İktisat Terimlerinin Etimolojik Özellikleri

Efsane  Guliyeva

Çağdaş Türk ve Azerbaycan dillerinde kullanılan iktisat kavramlarının birçoğu Türkçe kökenli olsa da, bazıları yabancı dillerden Türkiye Türkçesine ve Azerbaycan Türkçesine girmiştir. Bunlardan bazıları çok yaygın olarak kullanılırken, bazılarının kullanım alanı çok dardır. Bu çalışmada incelenen dillerin gelişme döneminde Arapça, Farsça ve özellikle son yıllarda Avrupa dillerinden alıntı (ithal) iktisat kavramları, onların kullanım sıklığı ve yapısal özellikleri ele alınmıştır.

Anahtar Kelimeler: İktisadi terimler, Alıntı kelimeler, Etimoloji

İran-Türkiye İlişkileri Nereye Gidiyor?

Arif Keskin

İran-Türkiye ilişkilerinin yavaş yavaş krize doğru gitmesi birçok siyasi yorumcuları şaşırmıştır; yaşanılan şaşkınlık aslında İran-Türkiye ilişkilerinin iyiliği konusunda yapılan abartılı yorumların sonucu olarak görülebilir. İki ülkenin bölgesel politikalarının ve arayışlarının farklılığı ikilinin arasındaki ilişkilerinin “iyi görüntüsü” gölgesinde kalarak dikkatten kaçmıştır. Tahran ve Ankara’nın politik arayışlarının farklılığı “Arap Baharı” adı verilen Arap Ortadoğu’sunda yaşanan halk isyanları sürecinde özellikle Suriye konusunda ortaya çıkmış ve Füze Savunma Sistemi ile devam etmiştir. Yazımızın amacı son dönemdeki gelişmeler ışığında İran-Türkiye ilişkilerini analiz etmeye çalışmaktır.

Anahtar Kelimeler: Türkiye-İran, Füze Krizi, Arap Baharı


Göçebe Toplumu Ve Türklük

Osman Karatay

Günümüzde toplumumuzda çeşitli aksaklık ve olumsuzlukların sebebini açıklamak için sıklıkla göçebeliğe başvurulur. Ancak 900 yıllık yerleşik bir toplumda bu geçerli olmadığı gibi, göçebelik de sanıldığı gibi düşük bir medeni seviyeyi temsil etmez. Budurum, coğrafyanın zorladığı bir hayat şekli ve iktisadi üretim tarzıyla ilgilidir. Bu tarz içinde elbette yerleşik dünyaya kıyasla, geride kalınan konular bulunduğu gibi, başta hukuk ve siyasî teşkilatlanma olmak üzere, yerleşiklerden çok daha ileri özellikler de bulunmaktadır. Öte yandan, göçebe “sürekli savaş” değil, “gerektiğinde en iyi savaş” ilkesiyle silah kullanır.

Anahtar kelimeler: Eski Türkler, Bozkır, Göçebe savaşçılığı.


Rusların Turancılık Meselesi

Marlène Laruelle

Bu makalenin maksadı, Rus kimliği üzerine spesifik ve az bilinen bir hususu dikkâte alarak, çeşitli ülkelerdeki entelektüel gruplar arasında cereyan eden ve karşılıklı fikir teatisi oluşturan ilişkileri ortaya koymaktır. Elbette bu ilişkilerin olumlu veya olumsuz olmaları siyasî çıkarlarla ilgilidir. Bundan hareketle, Turancılığın muhtevasıyla ilgili tarihine ve konuyla ilgili entellektüel görüşlere değindikten sonra, üç problematik üzerinde duracağız. Bunlardan biri Ruslar hakkında düşünülen ırkî, ikincisi Ruslar için öne sürülen Turanî sınıflandırma, üçüncüsü ise, Rusların Polonya lehine tarihî meşruiyetlerini kaybetmeleridir. Sonuç olarak, 20.yy boyunca ve Avrupacılık akımına kadar Rus entellektüellerinin, Batı’nın ortaya koyduğu “Turancılık” suçlamasına sahiplenmiş olmalarıdır.

Anahtar Kelimeler:
Turanizm, Ruslar, İskit-Tatar


Tarih İçinde Karadeniz Dünyası

Mehmet Bilgin

Karadeniz, Avrasya olarak adlandırılan coğrafyanın kalbi konumundadır. Bu, son zamanlardaki gelişmeler sonucu ortaya çıkmış bir durum değil, tarihsel bir olgudur. Karadeniz Dünyası olarak tanımladığımız alanda, bu dünyanın ana unsuru olan bozkır halklarının günümüzde yaşayan tüm toplumların asli unsuru olarak da görürüz. Bu konumu nedeniyle eski dünya algılamalarında Karadeniz, Doğu ile Batı arasındaki temas noktalarından biri olarak öne çıkmış ve doğu ile batı arasında ticaretin yapıldığı her dönemde önemini korumuştur. Fakat Karadeniz Dünyası’nı tanımlayabilmek için, eski dünya algılamalarındaki Doğu ve Batı’ya Avrasya’yı da eklemek zorundayız

Anahtar Kelimeler: Karadeniz, Avrasya, Strabon ve Heredot

I. Bakü Türkoloji Kurultayı (1926)

Doç. Dr. Cemile Amirova

1926 I. Bakü Türkoloji Kurultayı sadece Türkbilim bakımından değil, politik, sosyoloji, tarih açısından da büyük önem taşımaktadır. Kurutlayın ana problemi alfabe meselesidir. Bu kurultayı yayınlanmış tutanakları, araştırmalar, hatıralar şimdiki neslin bildikleridir.

Fakat bu tarihi kurultayın İstanbul, Moskova, Bakü, Kazan, Bişkek, Almatı, Taşkent... arşiv ve kütüphanelerinde mevcut belgeleri hâlâ elimizde yoktur. Objektif tarihi-politik, bilimsel Türkbilim değerlendirmesi için bu belgelerin toplanması, kurultay öncesi ve sonrası olayların derinden bilinmesi ciddi önem taşımaktadır. Soykırıma uğrayan kurultay iştirakçısının hayatının ve eserlerinin araştırılmasının tarihi görev niteliğinde olmasını herkesin bilmesi gerekmektedir.

Anahtar Kelimeler: Bakü Türkoloji Kurultayı, Siyasi cinayet, dil meselesi


Fransız Irkçılığının Temelleri

Aime Cesaire ve Sömürgecilik Üzerine Söylev

Güneş Ayas

Fransız sömürgesi Martinikli bir zenci olan Cesaire, Fransaya okumak için gelir. Fransızcayı ana dilini unutacak kadar mükemmel kullanan Cesaire, sömürge çocuğu olmanın ilk tepkisini Fransız Komünist Partisine girerek gösterir. FKP’nin de sonuçta Fransız çıkarları çerçevesinde şekillendiğini anladığında, “Maurice Thorez’e Mektup” adını taşıyan ünlü manifestosonu yayımlayarak, FKP’den ayrılır. Hayatının geri kalanını Batı karşıtlığı mücadeleye adayan Cesaire, aynı zamanda kendi köklerine  bağlı alternatif bir milli model geliştirmeye çalışır. “Sömürgecilik Üzerine Söylev” adını taşıyan bu eseriyle Cesaire, tıpkı Sultan Galiyev gibi, ezilen ve sömürülen Doğu halklarının hislerinin tercümanı olur.